Vazgeçemediğim kalem sevgisi

Kalemleri severim. Yazımın kötü olmasına rağmen, kağıt üzerine kalemle yazı yazmayı seviyorum. Cümleler başladığı güzellikte ve özende bitmese de kalem-kağıt tutkusundan vazgeçemiyorum.

Aman aman çokça kalemim ya da pahalı kalemlerim yok. Birkaç tane sevdiğim ve severek kullanmaya devam ettiğim kalemlerim var. Uzun zamandır benimle olan ve sürekli çantamda yer alan Rotring’in ilk nesil Tikky kalemimi ta lise dönemlerinden beri severek kullanıyorum. 0.7 mm uça sahip bu kalem en sonra 1996 yılında üretilmiş. Yerini Tikky’nin diğer serileri almış durumda. Bendeki kullanmak dolayı tutma yerinin hemen üzerinde olması gereken kırmızı halka (Rot-ring kırmızı halka) silinmiş durumda. Aynı şekilde cepe takmaya yarayan çengelin orada yazan uç kalınlığı yazısı da silinmiş durumda..

Bu kalemlerle ilgili başka bir hikaye okumak isterseniz bu adresten devam edebilirsiniz.

Yıllardır yanımda taşıdığım Rotring 1. nesil Tikky 0.7 mm versatil kalemim.

Birkaç tane de dolma kalemim var. Dolma kalem ile yazı yazmak gerçekten çok keyifli. Geçenlerde mürekkep siparişi vermek için internette dolaşırken dolma kalemlerle ilgili harika bir blog keşfettim. Dolma kalemle ilgili merak ettiğiniz her şey sitede çok güzel bir şekilde aktarılmış. Emin olun keyifle sitede gezecek bu eşsiz bilgilerden kesinlikle faydalanacağınızı söyleyebilirim.

Ali Bey’in blogunda gezinirken bir klasik keşfettim (Pilot 78G) ve eBay’den sipariş verdim. Sipariş elime geçince o kalemle ilgili de bir şeyler yazmak isterim.

Meraklısı için not: Pilot 78G ile ilgili daha fazla bilgi, tecrübe isterseniz http://yazmakkeyiftir.blogspot.fr adresini öneririm.

Hayallerin Windows’u

PC World Nisan 2009Windows, kuşkusuz ki en çok kullanılan ve tercih edilen işletim sistemi… Bu kadar çok kullanıcısı olan bir sistemin de haliyle dertleri, sorunları bitmek nedir bilmez. Microsoft zaman zaman, mevcut sistemlerinin daha sorunsuz çalışması için çeşitli güncelleme ve yamalar çıkarıyor. Bu yardımcı uygulamalar çeşitli sorunlara derman oluyor. Ancak dedik ya kullanıcı sayısı fazla diye… Maalesef bu yardımcılar herkeste aynı etkiyi göstermeyebiliyor. Bu tür durumda sizin birşeyler yapmanız gerekiyor.

İlk günkü gibi bir Windows herkesin hayali… Ancak bunun için biraz fazla zaman harcamalı ve neler yapmanız gerektiğini çok iyi bilmelisiniz. Siz bu zahmetlere girmeyin diye sıkı bir konu hazırladık. Gittikçe yaşlanan ve ağırlaşan Windows’unuza doping takviyesi yapabileceksiniz. Yazımız içerisinde bahsi geçen, kullanmanız gereken programları da ayrıca DVD’mize dahil ettik.

Windows 7 macerasını birçok kişi bekliyor. Yeni çıkan deneme kopyası olarak adlandırılan sürüm öncekilerden çok farklı… Merak edilen şey ise bu yeni sistemin XP’nin katili olup olamayacağı… Tüm detaylar ilerleyen sayfalarda sizi bekliyor.

Bahar aylarına girdiğimiz şu günlerde dijital fotoğraf makineleriyle dağda kırda gezme zamanı başlıyor. Buralarda çekilen resimleri düzenlemek için kullanmanız gerekenler programların tanıtımları ilerleyen sayfalarda, programların kendilerini ise DVD’mizde bulacaksınız.

PC World dergisi Nisan 2009 sayısı Editörden yazısıdır.

Artık yedeğin de yedeği zamanı

PC World Mart 2009Dergiyi baskıya gönderme aşamalarında bomba bir olay gündeme oturdu. Gmail sunucularındaki bir arızadan dolayı Gmail’e 2-3 saat erişilemedi. Ben de bir Gmail kullanıcısı olduğum için bir “amanın” dedim.

Yaklaşık bir yıl önce dizüstü bilgisayarımın arabanın bagajından çalınmasından sonra bu tür konulara ve kişisel bilgileri çok daha sıkı koruma konusuna özellikle dikkat ediyorum. Yedek konusunda bir sıkıntım yoktu ama hırsızlık olayı sonrasında bilgisayarımdaki çeşitli bilgiler (bunların çoğu işle ilgili bilgilerdi) belki de bir başkasının elindeydi.

Gmail hesabımın yanında spam korumasından dolayı üç tane de farklı POP3 hesabım burada tanımlı ve tüm iletişim trafiğimin çıkış noktası burası. “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş” misali Gmail çalışmamaya başlayınca gitti e-postalar diye aklımdan geçmedi değil.

Korkulan olmadı ve birkaç saat sonra gelen açıklama herşeyin yoluna girdiğini söylüyordu. Ancak son sekiz ay içerisinde Gmail altıncı “downtime”ı yaşayarak internetteki birçok otorite tarafından “Gfail” olarak tanımlanmıştı bile..

Bu tür konular oldukça önem arzediyor. Güvenerek inanarak emanet ettiğiniz verilerinize herhangi birşey olması insanı hem maddi hem de manevi olarak üzebiliyor. Güvenmeden, emanet etmeden önce bir kez hada düşünmekte fayda var.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere…

PC World dergisi Mart 2009 sayısı Editörden yazısıdır.

OK neyin kısaltılmasıdır?

Bununla ilgili en popüler teori ‘all correct’in (herşey yolunda) kasıtlı olarak ‘oll korreckt’ biçiminde yanlış yazılması ve buradan yapılan kısaltma olduğu yönündedir. OK, gülünç olması için sözcüklerin yanlış yazılmasının moda olduğu 1840’larda Boston gazetelerinde popüler oldu. Bununla ilgili bir efsane de OK sözcüğünün New York’lu demokratların adayları Martin Van Burten’in takma adı olan Old Kinderhook’un kısaltılmasıyla bu sözcüğü kullandıkları yönündedir.

Kaynak: Aylık popüler bilim dergisi Focus – ntvmsnbc.com

1, 2, 3, 4, 5, 6 ve sonunda 7…

PC World Aralık 2008Ne insanlar tanıyorum; yıllardır bilgisayar kullanırlar ve daha bir adım bile ilerleme kaydetmemişler. Yıllardır bilgisi, yaptıkları hep aynı… Çünkü kullandıkları programı hangi sürümde öğrendilerse yıllar geçmesine rağmen aynı sürümü kullanmaya devam ediyorlar. Aslında suç onlarda değil… Kimse söylememiş ki; bak bu var, bu şekilde bunları yapıyorsun diye gösterseler belki de saniye kaybetmeden geçiş yapacak. Ancak kimisi de inatçı. Ama inadı korkudan. Daha yeni bir programı ya kullanamazsam korkusuyla için için yer kendini… Bu tür eskide kalmış olanlar bir şekilde işlerini görürler. Kullandıkları programın çerçevesinde istediklerini güç bela da olsa hallederler. Bu kesime grafikerler ya da daha doğru bir ifade ile grafik operatörleri örnek gösterilebilir. Hepsi değil tabii ki de…

Ancak kimileri de vardır ki onlar daha bir alem… İsterler ki tüm programları hep son sürüm olsun herkesten önce onlar kullansın, sağa sola hava yapsınlar. Ancak bir de onları programı kullanırken görün. Tam bir rezillik. Son sürüm program kullanıyorlar ancak 4 sürüm önceki gibi… Mesela Photoshop CS4 kullanıyorlar ama daha layer’larla çalışma ya da mask özelliği rüyalarına bile girmemiş.

Kimileri ise çok daha tuhaftır. İhtiyacı olmadığı ya da daha doğrusu; doğru düzgün bilgi sahibi olmadığı için sırf sağdan soldan, dayıoğlundan duyduğu için çeşitli programları kullanma hevesine girerler. Kullanma derken, yazıhanede üstü dantelli örtü ile kaplı en az 5 yıllık bir bilgisayara komşunun oğluna zorla yükletilmiş olan son sürüm Office gibi bir programdan bahsediyorum.

İşletim sistemleri de bu şekilde… Bana göre Vista’yı beğenmeyen çoğu insanın, beğenmeme sebebi XP gibi kullanmasından, beklentilerinin öyle olmasından kaynaklanıyor. Zaten “çok yavaş” herkesin ortak düşüncesi. Ancak neden yavaş hiç araştırdınız mı? “Bilgisayarı açıyorum sabit disk bir dakika bile susmuyor.” feryadına mutlaka birçok forumda rastlamışsınızdır. Ee sen aradığını daha hızlı bul diye indeksleme yapıyor da ondan disk susmuyor. Ama istersen tabii ki de kapatabilirsin bu özelliği…

Bunun gibi birçok problem bizim forum da dahil birçok forumda en fazla okunan başlıklar altında yer buluyor kendine… İnsanlar daha bu soruların yanıtlarını alamadan(!) bir de Microsoft, Windows 7’yi çıkaracağını duyurdu ve betasını dağıttı bile… Windows 7’deki beklentilerinizi XP’deki gibi olacaksa bence siz XP kullanmaya devam edin. Ancak farklı bir yapı ve yenilik gözüyle bakıyorsanız ve “kendimi de yenileyeceğim” diyorsanız buyrun Windows 7’ye merhaba deyin.

Olayın mantığını kavradıktan sonra; Windows 7 kullanmışsınız, Mac OS X ya da Ubuntu kullanmışsınız hiç farketmez. Siz kullanıcıysanız işletim sisteminin derinliklerinde yatanlar sizi ilgilendirmemeli. Sistemi bilgisayarınıza yükleyin ve sadece kullanın. Dosyalarınızı düzenleyin, internette sörf yapın, e-posta gönderip alın. Zaten daha farklı şeyler için insanlar daha farklı sistemler kullanıyorlar. Windows 7 Microsoft’un son sistem projesi. En az 1 yılı daha var finale gelmesi için. Ancak test ettiğimiz kadarıyla, Vista yerine beta sürüm kullanmak bizce daha avantajlı. Yenilikleri ise insanı heyecanlandırıyor. XP, Vista ve 7 serüvenine şahit olmak istiyorsanız; sizi, ilerleyen sayfalara davet ediyorum.

Not: PC World dergisi Aralık 2008 sayısı Editörden yazısıdır.

Bitmeyen yardımlaşma duygumuz

PC World Kasım 2008Bilgisayar bilgisi biraz fazla olan kişilere, eş-dost arasında farklı görevler yüklenmiştir. Eş-dostun bilgisayarlarında bir arıza vuku bulduğu zaman bilgisayarı nereden almış olurlarsa olsunlar, almalarına kim yardımcı olmuş olursa olsun farketmez, sanki teknik destek elemanıymışsınız gibi aranan hep siz olursunuz. Ofis ahalisinin çoğunun bilgisayar bilgisi orta seviyenin üzerinde… Arkadaşlara yakın zamanlarda başıma gelen bu türlü bir eş-dosta teknik destek hadisesini anlatırken bir baktım ki yalnız değilmişim.

Levent inceleme ürünlerini yazmadan önce belli bir süre vakit geçirir ve ürünü kullanır. Genelde de teste gelen bir projektörü kullanmak için ofiste olur olmadık videolar izlemek, dikkatleri üzerine toplamak yerine evine götürüp orada birşeyler izlemeyi tercih ediyor. Geçen aylarda da başından şöyle bir hadise geçmiş: İşlerden sebep favori dizisi Supernaturel’ın son 3 bölümünü izleyemeyince ve incelenecek bir projektör olunca bu iki “eğlenceyi” bir araya getirmek Levent için farz olmuştu. Tezgahı kurmuş, mısırlar patlamış, kolalar soğutulmuş tam dizi keyfine başlamışken kapının çalması bir çuval incirin berbat olmasına yetmişti. Gelen alt komşusuymuş ve kızlarının bilgisayarına aniden birşey olmuş ve çalışmıyormuş. Dizi keyfi sona ermiş, bütün bir gece birilerine, neden ve nasıllardan oluşan cümlelerle dert anlatmakla geçirmişti.

Aslında hepimiz birçok kişiye bu şekilde yardımlarda bulunmuşuz. Yazı işleri toplantısına geç gelen Atalay’ın, geç gelme sebebi de bir müteahhit tanıdıklarının yazıhanesine uğrayıp muhasebe programını çalıştırmak için uğraşması; “bu ayki sayıda neden böyle bir konuya yer vermiyoruz?” sorusunu aklımıza getirdi. Bu tür destek verme ve yardımlaşma konularından en çok ağzı yanan Gökhan, bu konuyu bir güzel araştırdı. Konuyla ilgili olarak da bol bol bizlerle sohbet etti ve bu konuyu daha da şekillendirdi. Ortaya da ilerleyen sayfalarda okuyacağınız “No Problem” konusu çıkıverdi. Eğer siz de işlerinizin arasında akrabalarınıza bu tür destekler vermek zorunda kalıyorsanız bu sayımızdan elinizin altında 3-5 adet bulundurmanızı tavsiye ederim. Giderken yanınızda götürün ve dergiyi orada unutmuş numarası yapın. Emin olun ki bir daha sizi aramayacaklardır.

Teknik destek konusu ne zaman açılsa aklıma gelen bir hikayeyi sizlerle paylaşmak isterim: Yurt dışında yaşayan bir tanıdığım, bilgisayarı arızalanınca tamir etmesi için bir teknik servis elemanını evine çağırmış. Sorununu anlatmış ve eleman tamam başlayalım demiş. Arkasından da; “ben bilgisayarınızı tamir ederken siz izleyecek misiniz?” diye sormuş. Bu sorma sebebi ise; eğer bilgisayarı yapılırken siz izlerseniz 50 dolar bir ücret alıyorlarmış. Eğer izlemeseniz 30 dolara fitlermiş. İşi öğrenmeyin diye şark kurnazlığı…

Not: PC World dergisi Kasım 2008 sayısı Editörden yazısıdır.

Herşeyden önce dikkat!

PC World Ekim 2008İnternetteyken birçok konuya, özellikle güvenlik konusuna dikkat etmeniz gerekiyor. Kişisel bilgilerinizi verdiğiniz ya da güvenli bir protokol üzerinden işlem yaparken bir paranoyak gibi davranmak iyidir. Mesela halka açık yerlerdeki (kafe, otel gibi) kablosuz internet bağlantılarında kullanıcı adı ve şifre ile girilen sitelere girmemek kendi kendime koyduğum yasaklardan birisidir. Ya kablosuz bağlantı bir program tarafından dinleniyorsa diye bu tür yerlerden bankacılık işlemi ya da kullanıcı adı-şifre ile giriş yapılan sitelere pek bulaşmam. Bu tür yerlerde online bankacılık işlemi yapmam gerekirse oranın kablosuz ağını değil, cep telefonum üzerinden internete bağlanmayı tercih ediyorum.

Online bankacılık işlemi çok kolay ve rahat bir hizmet olmasına karşın birçok kullanıcının korkarak yaklaştığı bir konu. Ya şifrem çalınırsa ya hesabımı boşaltırlarsa korkusundan dolayı insanlar, halen ellerinde elektrik, doğalgaz faturaları bankalara ödeme yapmak için saatlerce kuyruklarda bekliyorlar. Burada önemli olan şifrenizi çalınmayacak şekilde oluşturmanız. Kendinize ait veya anne, baba, eş, çocuk doğum tarihleri ile oluşturulan şifreler, şifreyi ele geçirmek adına denenecek ilk adımlardan birisi. Onun için bu tür kolay tahmin edilecek ya da akla ilk gelecek şifrelerden her zaman uzak durmak bilişim güvenliği konusunda uzmanların ilk önerilerinin başında yer alır. Kendinize bir algoritma kurup ona göre şifre üretmek ve genelde de anlamsız şeyler tercih etmek şifrenizi korumak adına oldukça önemli bir konu.

Bankalar da bu konuda çeşitli çözümler sunuyorlar. Şifre üretme araçlarını kullanarak bankacılık işlemi yapmak konusunda sürekli olarak müşterilerini bilinçlendiriyorlar. Bankaların bu konudaki çözümleri ve online bankacılık konusunda nelere dikkat etmek gerektiğini ilerleyen sayfalarda yer alan online bankacılık konumuzda detaylı bir şekilde bulabilirsiniz.

Dikkat demişken bir diğer konu da taklit, sahte, imitasyon, “çakma” olarak da adlandırabileceğimiz ürünlerle ilgili. Bu tür, orijinali ile alakası olmayan ayıplı mal olarak sayabileceğimiz malların doğum yeri bizden kilometrelerce uzak bir yer olan Çin. Bizden uzakta olsa da orada üretilen ürünler sürekli olarak gözümüzün önünde, teknoloji marketlerinde yer alıyor. Kimisine bilerek, kimisine de bilmeden sahip olabiliyoruz. Birçok teknoloji ürünü artık Çin’de üretiliyor. Bunun altında yatan birçok sebep var. “Made in China” etiketine sahip ürünler hakkında geniş bir dosya kaleme aldık. Çin’de neler olduğuna dair bu yazımızda taklit ürünlerin orijinalleriyle karşılaştırmasını da bulacaksınız. Hatta öyle ürünler var ki orijinalinden daha fazla özelliğe sahipler ve görünce çok şaşıracaksınız.

Bildiğiniz gibi bu ay CeBIT ayı. Bilişim sektörünün hareketleneceği, firmaların yeni ürünlerini daha hızlı bir şekilde pazara sunacağı bir ay. Eğer vaktiniz olursa, İstanbul’a da gelebilirseniz 7-12 Ekim tarihleri arasındaki CeBIT fuarını mutlaka ziyaret etmelisiniz. İstanbul’daysanız zaten bu fuarı kaçırmamalısınız. Fuara geleceklere şimdiden küçük bir tüyo vereyim: Fuarda PC World’ün standını mutlaka ziyaret edin çünkü yeni ve fuara özel kampanyalarımızı görmeniz yararınıza olacaktır.

Not: PC World dergisi Ekim 2008 sayısı Editörden yazısıdır.

Kendi blogger’ınızı kurun!

WordPress’in muhteşem bir blog script’i olduğunu bilmeyen yoktur. Birçok blog sitesi bu script ile hazırlanmış durumda. (benim sitem de dahil olmak üzere…)

Bir sitede birden fazla kullanıcıya blog kurmak isterseniz ya tek tek klasörler açıp ayrı ayrı WordPress’ler kuracaksınız (ki böyle siteler gördüm); ya da WordPress MU kullanacaksınız.

İlk kurulumu WordPress’den bile kolay. Ondan sonrasında yeni kullanıcı tanımlayıp, yeni blog’unu açıyorsunuz. Ayarlar ve yapabildikleriniz oldukça fazla. Ancak şu anda henüz Türkçe dil dosyası yok. Araştırdığım kadarıyla üzerinde çalışılıyor.

WordPress’in 2.6 sürümüne ait türkçe dil dosyasını (wp-content/languages/tr_TR.mo) dosyasını WordPress MU içerisindeki wp-content/languages (languages klasörü ilk kurulumda gelmiyor, kendiniz yaratmalısınız) klasörü içerisine atarak yüzde 90 oranında bir Türkçeleştirme elde edebiliyorsunuz.

WordPress MU ile http://blog.siteminadi.com/xyz gibi bloglar kurabiliyorsunuz. Ancak subdomain için bir iki ayar yapmalısınız. Bunun için şu adresi ziyaret edebilirsiniz.

Kurulum hakkında detaylı bilgi için de bu adresi ziyaret edebilirsiniz.

Gelişen online uygulamalar

PC World Temmuz 2008Geniş bant internet ile birlikte bağlantı ve yükleme hızları arttıkça, şımarık çocuklar gibi hepten arsız oluyoruz. Daha hızlı internet, internette geçen daha fazla vakit anlamına da geliyor. Çevirmeli ağ internet kullanırken, bir MP3 dosyasını 3-5 saate indirebilirken şimdi albüm ya da diskografiler daha çok tercih ediliyor. Varsa bu albümle ilgili konser görüntüleri de arşivlere aktarılıyor. Bu eserler içerisinden kaç şarkı dinlendiği ise belli değil.

Yüzlerce dosya indirip aradan bir şarkıyı dinlemek yerine musicovery.com gibi hizmetleri daha çok tercih ediyorum. O anki keyfime göre istediğim türde müzikleri dinleyebiliyorum. Video tarafında da artık komik videoları hiçbir şekilde arşivlemiyorum. İnternetten istediğimi istediğim zaman nasılsa izlerim diyorum. Nasılsa video paylaşım siteleri var. (Şimdi farkettim ki YouTube’a erişim engellendikten sonra pek fazla bu tür videolar izlemiyormuşum. Başka sitelerinde popüler olması artık şart…)

Sadece multimedya olayında değil, yazılım tarafında da iş online’a kayıyor. Bu türlü online uygulamalar akıllara ilk önce Google’ı getiriyor. Google Docs, Microsoft Office alternatifi… Word’ün, Excel’in benzerlerini Internet Explorer ya da Firefox üzerinden rahatlıkla kullanabilme imkanı sunuyor. Elinizdeki Word, Excel dosyaları da bu siteler üzerinde sorunsuzca görüntülenebiliyor ve siz silene kadar sunucuda kalabiliyor. Tabii tüm bunları kullanabilmek için internete bağlı olmanız gerekiyor.

Google Reader ise muhteşem bir RSS takip sistemi… Ancak yine internete bağlıysanız. Eğer bulunduğunuz yerde internet yoksa ve babanız da GSM şirketi sahibi değilse durumunuz vahim. İnternet bağlantınız olmadığı için daha önce yayınlanmış bir yazıya erişmeniz çok mümkün olmayacaktır.

Örnekleri çoğaltmak mümkün, çünkü internet uygulamaları çok daha yaygınlaşmaya başladı. Mesela Photoshop Express ki ilerleyen sayfalarda detaylarını okuyabilirsiniz. Hiçbir şekilde Photoshop’u aratmıyor; ama tabii ki internet bağlantınız varsa ve yeterliyse…

Yazılımları bu şekilde kullanmak güzel. Çünkü çoğu hizmet ücretsiz olarak sunuluyor. Örneğin bir Word belgesini PDF yapmak istediğinizde gerekli araçlar için birkaç yüz doları gözden çıkarmak gerekiyor. Ancak online çeviriciler ile bu işi dakikalar içerisinde halledebiliyorsunuz; hem de 5 kuruş harcamadan…

Tabii yine internet bağlantınız varsa…

Mobil yaşamda nereden nereye…

PC World Haziran 2008Mobil yaşayarak her yerden ve her zaman işimizi görmeyi başarabiliyorum. Sadece ben değil teknolojiyi kullanan herkesin aynı durumda olduğunu düşünüyorum ve böyle insanları da etrafımda görüyorum zaten.

Bundan 6-7 yıl önce mobil yaşam deyince akıllara ilk önce bir dizüstü bilgisayar geliyordu. “Bilgisayarımı yanımda taşırım, gittiğim her yerde işimi yaparım” diyorduk. İnternet ihtiyacını ise çevirmeli ağ ile gittiğimiz yerdeki telefon hattını kullanarak hallediyorduk. Yavaş yavaş yaygınlaşan kablosuz internet ise bu dertlere derman oldu. Kablo ile internete bağlanma ve çevir sesini unutma durumuna geldik. Şimdi birçok yerde kablosuz internet var ve dizüstü bilgisayar ile birkaç dakika içerisinde yüksek hızda internettesiniz.

Ancak son 1-2 yıldır bu durum da değişti. Artık alışveriş merkezlerinde, Starbucks’da, restoranlarda masaların üzerinde dizüstü bilgisayarların sayısı azalmaya başladı. Bu durum yerini kablosuz internete bağlanabilen cep telefonlarına bıraktı.

Cepte taşınabilen ve bir dizüstü bilgisayarın yaptığı herşeyi yapabilen bir alet varken neden 2-3 kiloluk aleti süreki yanımda taşıyayım ki… Artık birçok mağaza müşterilerine internet hizmetini ücretsiz sunuyor. Siz yemeğinizi yerken, eşiniz yeni elbiselerini denerken ya da arabanız iç dış yıkanırken cep telefonundaki FTP programını kullanarak ilgili dosyanın sunucuya düşüp düşmediğini çok rahat bir şekilde kontrol edebiliyorsunuz.

Mobil yaşam önem kazanmaya başlayınca web siteleri de artık cep telefonları ile uyumlu olarak hazırlanıyor. Böylece site içeriğini cep telefonunda görüntülemek isteyen kullanıcılar hiçbir sorun yaşamamış oluyorlar.

Kendi blog sitenizi kurmak istediğinizde ilk akla gelen WordPress’tir. WordPress’i kullanarak da mobil yaşamınıza katkıda bulunabilirsiniz. Şöyle ki: sadece sizin bileceğiniz bir e-posta adresi oluşturuyorsunuz ve bu adresi WordPress’e tanımlıyorsunuz. Sonrasında bu e-posta adresinize başka herhangi bir adresten yayınlamak istediğiniz yazıyı, resmi gönderiyorsunuz. Tabii cep telefonunuzu kullanarak. Sonrasında yolladığınız yazı WordPress’e ekleniyor. Yine cep telefonunuzu kullanarak anında bu yazıyı blog’unuzda yayınlamaya başlayabiliyorsunuz.

Bu şekilde yaşamak birçok insana tuhaf gelebilir. Ancak aynı anda birkaç işi yapmazsam etrafımdaki insanlara yeteri kadar vakit ayıramıyorum. Cep telefonumu sadece konuşmak yerine tüm bu işlemlerim için kullanarak kendime daha çok vakit ayırabiliyorum.