Gelişen online uygulamalar

PC World Temmuz 2008Geniş bant internet ile birlikte bağlantı ve yükleme hızları arttıkça, şımarık çocuklar gibi hepten arsız oluyoruz. Daha hızlı internet, internette geçen daha fazla vakit anlamına da geliyor. Çevirmeli ağ internet kullanırken, bir MP3 dosyasını 3-5 saate indirebilirken şimdi albüm ya da diskografiler daha çok tercih ediliyor. Varsa bu albümle ilgili konser görüntüleri de arşivlere aktarılıyor. Bu eserler içerisinden kaç şarkı dinlendiği ise belli değil.

Yüzlerce dosya indirip aradan bir şarkıyı dinlemek yerine musicovery.com gibi hizmetleri daha çok tercih ediyorum. O anki keyfime göre istediğim türde müzikleri dinleyebiliyorum. Video tarafında da artık komik videoları hiçbir şekilde arşivlemiyorum. İnternetten istediğimi istediğim zaman nasılsa izlerim diyorum. Nasılsa video paylaşım siteleri var. (Şimdi farkettim ki YouTube’a erişim engellendikten sonra pek fazla bu tür videolar izlemiyormuşum. Başka sitelerinde popüler olması artık şart…)

Sadece multimedya olayında değil, yazılım tarafında da iş online’a kayıyor. Bu türlü online uygulamalar akıllara ilk önce Google’ı getiriyor. Google Docs, Microsoft Office alternatifi… Word’ün, Excel’in benzerlerini Internet Explorer ya da Firefox üzerinden rahatlıkla kullanabilme imkanı sunuyor. Elinizdeki Word, Excel dosyaları da bu siteler üzerinde sorunsuzca görüntülenebiliyor ve siz silene kadar sunucuda kalabiliyor. Tabii tüm bunları kullanabilmek için internete bağlı olmanız gerekiyor.

Google Reader ise muhteşem bir RSS takip sistemi… Ancak yine internete bağlıysanız. Eğer bulunduğunuz yerde internet yoksa ve babanız da GSM şirketi sahibi değilse durumunuz vahim. İnternet bağlantınız olmadığı için daha önce yayınlanmış bir yazıya erişmeniz çok mümkün olmayacaktır.

Örnekleri çoğaltmak mümkün, çünkü internet uygulamaları çok daha yaygınlaşmaya başladı. Mesela Photoshop Express ki ilerleyen sayfalarda detaylarını okuyabilirsiniz. Hiçbir şekilde Photoshop’u aratmıyor; ama tabii ki internet bağlantınız varsa ve yeterliyse…

Yazılımları bu şekilde kullanmak güzel. Çünkü çoğu hizmet ücretsiz olarak sunuluyor. Örneğin bir Word belgesini PDF yapmak istediğinizde gerekli araçlar için birkaç yüz doları gözden çıkarmak gerekiyor. Ancak online çeviriciler ile bu işi dakikalar içerisinde halledebiliyorsunuz; hem de 5 kuruş harcamadan…

Tabii yine internet bağlantınız varsa…

Arşivle arşivle nereye kadar?

PC World Mayıs 2008Elimde, çokluortam (multimedya) olarak tüm dosyalarım evimdeki 500 GB kapasitesindeki 3,5 inçlik diskimde depolanıyor. Bir de sürekli yanımda taşıdığım 2,5 inçlik 160 GB bir disk daha var. Henüz izlemediğim, izlemek için aday olan fimler ya da diziler bu 160 GB’lık disk içerisinde yer alıyor. İzledikten sonra ya da uzun bir zaman sonra bana lazım olacaksa o zaman büyük deponun yolunu tutuyor. CD ve DVD’ler kısa sürede bozuldukları için arşivlemek için tercih etmiyorum bile.

Arşivimdeki filmlerin hemen hemen hepsi DivX ya da Xvid ile kodlanmış. aralarında bazıları H.264… Favori filmlerim ise 720p ve/veya matruşka formatında…

Hal böyle olunca elimde aynı filmlerden 3-5 farklı kopya olduğu oluyor. Bir de bazı filmler var ki Türkçe dublajlı olarak arşivde yer alıyor. Özellikle çizgi animasyon filmlerin orijinal dillerinin dışında Türkçelerini de elimde tutuyorum.

İzlediğim filmleri ya da dizileri arşivimde tutmak hoşuma gidiyor. Aklıma bir filmden bir sahne geldiği zaman ya da soundtrack’in bir yeri dilime dolandığında anında ilgili sahneyi açıp bakabiliyorum. YouTube’da aramakta bir çözüm ama bunun yerine arşivden bulmak çok daha hızlı ve etkili oluyor.

Ancak bu dev arşiv gün gelecek ve bence hiçbir işe yaramayacak.

Çünkü şu anda bile cep telefonlarının hafıza kartları en az 1 GB kapasiteden başlıyor. Meraklı kullanıcılar telefon alır almaz bu kapasiteyi daha da artırıyorlar. Otomatik olarak filmleri de “cep”ten izliyorlar.

İlerleyen yıllarda bu tür film arşivlemek demode olacak. Çünkü online olarak eski, yeni tüm filmlere erişebileceğimizi düşünüyorum. Şu anda YouTube’da 10 dakikalık bir video klip yaklaşık 35 MB kapasiteye sahip. 1 Mbit’lik bağlantı ile hiçbir takılma olmadan rahatlıkla bu film izlenebiliyor.

Artan ve artacak olan internet bağlantı hızları otomatik olarak video sitelerini de etkileyecek. Nasıl ki bundan 10 sene önce çevirmeli ağ ile internetten  video izlemek zor bir ihtimal gibi görünüyordu, belki de bundan 10 yıl sonra çok daha hızlı bir bağlantı ile YouTube videolarını değil Hollywood filmlerini internet üzerinde sıkıntısız bir şekilde izliyor olacağız.

Bu zamana gelince benim depolama diskim, bozulmazsa ya da çökmezse otomatik olarak yalan olacak. Belki de bütün bu arşivimdeki filmleri bilgisayarımdan değil cep telefonumdan izleyeceğim. Neler olacak hep beraber bekleyip göreceğiz.

Orijinal olsun, benim olsun

PC World Aralık 2007Geçen ayın ortalarında bizleri heyecanlandıran bir olay gündeme düştü. Bizim site de dahil olmak üzere birçok yerde haberlerini, resimlerini, videolarını görmüşsünüzdür. Crysis’ten bahsediyorum. Almanya’da yaşayan Türk kardeşlerin bir ürünü olan Crysis isimli oyun görenleri kendisine hayran bırakıyor.

Hemen hemen 1 yıl öncesinden oyunla ilgili görüntüler, nasıl birşey olacağı belliydi. Oyun satışa çıkması beraberinde bir de sürpriz getirdi. Oyun aynı zamanda Türkçe arabirime de sahip olacaktı. Ama asıl büyük sürpriz oyun karakterlerinin Türkçe konuşmasıydı.

Oyunlarla aram pek iyi değildir ama PES’in bir sürümüne ofisteki çocuklar Türkçe seslendirme eklentisi yüklemişlerdi. Helal olsun adamlara demiştim. Oldukça başarılıydı. Sanki Lig TV’de maç izliyormuşsun gibiydi. Hatta seslendirme eklentisini hazırlayanlar olayı iyice abartmışlar bir de Lig TV logosunu koymuşlardı ekranın sol üst köşesine.

Crysis tanıtım toplantısına katılamadım. Bizden Taner toplantıyı izledi ve ofise geldiğinde akşama kadar Crysis’I anlatmaktan bıkmadı. Sonuçlarını bizim siteden zaten görmüşsünüzdür.

Tanıtım toplantısından sonra Crysis’ı de denememiz için göndermişler sağolsunlar. Bizim Levent’in testlerini gerçekleştirirken kullandığı canavar PC’lerden birisine oyunu yükledik.

Oyun çalıştıktan sonra görüntü ile ilgili bir iki ince ayar sonrası oyun açıldı. O da ne? Hollywood yapımı animasyon filmleri ile gerçek dünya arası bir görüntü vardı ve Türkçe olarak birbirlerine direktif veriyorlardı. Bu nasıl birşeydi. Karşımda bir oyun değil de sanki bir film vardı. Çoğu oyundaki sinematik görüntüler pek izlenmez. Ancak burada durum farklıydı. Sanki sadece o görüntüler izlenir oldu ofis halkı için. Seslendirmeler muhteşemdi. Hiçbir abartı yok ve herşey yerli yerindeydi. Emeği geçenlerin ellerine sağlık…

Oyun hakkında millet ne düşünüyor diye çeşitli forum sitelerinde gezinmeye başladım. Hala 50 YTL’lik oyunun kopyası çıkar mı, crack’i var mı muhabbetlerini gördüm ve açıkcası üzüldüm. Yapmayın arkadaşlar; eğri oturun doğru konuşun: bugüne kadar oyunların pahalı olmasından yakındınız durdunuz. Bari arşivinizde bir adet orijinal oyun -hatta orijinal herhangi bilgisayar ürünü- olsun.

Huylu huyundan vazgeçmez derler ama gelin siz bu oyunu orijinal olarak oynayın, oynatın. Bu tür oyunların devamı için bu olay şart.

Böyle oyun olur mu?

Oyun, Türk Dil Kurumuna göre “vakit geçirmeye yarayan, belli kuralları olan eğlence” anlamındadır. Oyun, adeta “eğlence” kelimesi ile özdeşleşmiştir. Bir oyunda olması gereken en büyük gereksinim eğlence öğesidir. Bence eğlendirmeyen oyun olamaz, olmamalı.

Ancak durum tabii ki bu şekilde olamıyor. Şöyleki: İnternette sağlanan gelirlerin çoğu porno içeriğinden sağlanıyor. Elde edilen gelirin yüzde 80’den fazla olduğu tahmin ediliyor. Porno ile farklı şekilde para kazanmak isteyenler oyun sektörüne de el atmış durumdalar. Evet porno içerikli oyunlar da mevcut. Ancak bunlar her ne kadar oyun kategorisi altında değerlendirilse de bence bunlar oyun değiller. Kimilerine göre bir “eğlence” olabilir ancak oyun demek bence çok uygun değil. Tabii eğlenmek de kişiden kişiye mutlaka değişecektir ancak eğlence bu tür aktiviteleri değerlendirebileceğimiz bir başlık.

Okumaya devam et Böyle oyun olur mu?

Eğlencenin “yeni” merkezi

Bir CeBIT Bilişim fuarını daha geride bıraktık. Fuar ziyaretçileri, bu yıl en çok Microsoft standını ya da daha doğru bir ifade ile Microsoft Salonu’nu çok merak ettiler. Fuarı ziyaret edemeyen okurlarımıza neden Microsoft Salonu dendiği hakkında kısa bir bilgi verelim:

Microsoft bu yılki CeBIT Bilişim fuarına bir ilk yaparak 70 iş ortağı ile beraber 2.048 m2’lik bir alanda yer aldı. Bu salonu gezenler Microsoft’un yeni teknolojileri ile tanışıp, çeşitli başarı hikayeleri ile karşılaştılar.

Microsoft Salonu’nu gezen ziyaretçiler burada, merakla beklenen; Windows XP ailesinin yeni ürünü olan Windows XP Media Center Edition 2005 ile tanışma fırsatı buldular. Salon içerisindeki 8 demo standında ziyaretçiler bu yeni nesil sistemi istedikleri gibi kullanıp, test ettiler.

Okumaya devam et Eğlencenin “yeni” merkezi