1, 2, 3, 4, 5, 6 ve sonunda 7…

PC World Aralık 2008Ne insanlar tanıyorum; yıllardır bilgisayar kullanırlar ve daha bir adım bile ilerleme kaydetmemişler. Yıllardır bilgisi, yaptıkları hep aynı… Çünkü kullandıkları programı hangi sürümde öğrendilerse yıllar geçmesine rağmen aynı sürümü kullanmaya devam ediyorlar. Aslında suç onlarda değil… Kimse söylememiş ki; bak bu var, bu şekilde bunları yapıyorsun diye gösterseler belki de saniye kaybetmeden geçiş yapacak. Ancak kimisi de inatçı. Ama inadı korkudan. Daha yeni bir programı ya kullanamazsam korkusuyla için için yer kendini… Bu tür eskide kalmış olanlar bir şekilde işlerini görürler. Kullandıkları programın çerçevesinde istediklerini güç bela da olsa hallederler. Bu kesime grafikerler ya da daha doğru bir ifade ile grafik operatörleri örnek gösterilebilir. Hepsi değil tabii ki de…

Ancak kimileri de vardır ki onlar daha bir alem… İsterler ki tüm programları hep son sürüm olsun herkesten önce onlar kullansın, sağa sola hava yapsınlar. Ancak bir de onları programı kullanırken görün. Tam bir rezillik. Son sürüm program kullanıyorlar ancak 4 sürüm önceki gibi… Mesela Photoshop CS4 kullanıyorlar ama daha layer’larla çalışma ya da mask özelliği rüyalarına bile girmemiş.

Kimileri ise çok daha tuhaftır. İhtiyacı olmadığı ya da daha doğrusu; doğru düzgün bilgi sahibi olmadığı için sırf sağdan soldan, dayıoğlundan duyduğu için çeşitli programları kullanma hevesine girerler. Kullanma derken, yazıhanede üstü dantelli örtü ile kaplı en az 5 yıllık bir bilgisayara komşunun oğluna zorla yükletilmiş olan son sürüm Office gibi bir programdan bahsediyorum.

İşletim sistemleri de bu şekilde… Bana göre Vista’yı beğenmeyen çoğu insanın, beğenmeme sebebi XP gibi kullanmasından, beklentilerinin öyle olmasından kaynaklanıyor. Zaten “çok yavaş” herkesin ortak düşüncesi. Ancak neden yavaş hiç araştırdınız mı? “Bilgisayarı açıyorum sabit disk bir dakika bile susmuyor.” feryadına mutlaka birçok forumda rastlamışsınızdır. Ee sen aradığını daha hızlı bul diye indeksleme yapıyor da ondan disk susmuyor. Ama istersen tabii ki de kapatabilirsin bu özelliği…

Bunun gibi birçok problem bizim forum da dahil birçok forumda en fazla okunan başlıklar altında yer buluyor kendine… İnsanlar daha bu soruların yanıtlarını alamadan(!) bir de Microsoft, Windows 7’yi çıkaracağını duyurdu ve betasını dağıttı bile… Windows 7’deki beklentilerinizi XP’deki gibi olacaksa bence siz XP kullanmaya devam edin. Ancak farklı bir yapı ve yenilik gözüyle bakıyorsanız ve “kendimi de yenileyeceğim” diyorsanız buyrun Windows 7’ye merhaba deyin.

Olayın mantığını kavradıktan sonra; Windows 7 kullanmışsınız, Mac OS X ya da Ubuntu kullanmışsınız hiç farketmez. Siz kullanıcıysanız işletim sisteminin derinliklerinde yatanlar sizi ilgilendirmemeli. Sistemi bilgisayarınıza yükleyin ve sadece kullanın. Dosyalarınızı düzenleyin, internette sörf yapın, e-posta gönderip alın. Zaten daha farklı şeyler için insanlar daha farklı sistemler kullanıyorlar. Windows 7 Microsoft’un son sistem projesi. En az 1 yılı daha var finale gelmesi için. Ancak test ettiğimiz kadarıyla, Vista yerine beta sürüm kullanmak bizce daha avantajlı. Yenilikleri ise insanı heyecanlandırıyor. XP, Vista ve 7 serüvenine şahit olmak istiyorsanız; sizi, ilerleyen sayfalara davet ediyorum.

Not: PC World dergisi Aralık 2008 sayısı Editörden yazısıdır.

Arşivle arşivle nereye kadar?

PC World Mayıs 2008Elimde, çokluortam (multimedya) olarak tüm dosyalarım evimdeki 500 GB kapasitesindeki 3,5 inçlik diskimde depolanıyor. Bir de sürekli yanımda taşıdığım 2,5 inçlik 160 GB bir disk daha var. Henüz izlemediğim, izlemek için aday olan fimler ya da diziler bu 160 GB’lık disk içerisinde yer alıyor. İzledikten sonra ya da uzun bir zaman sonra bana lazım olacaksa o zaman büyük deponun yolunu tutuyor. CD ve DVD’ler kısa sürede bozuldukları için arşivlemek için tercih etmiyorum bile.

Arşivimdeki filmlerin hemen hemen hepsi DivX ya da Xvid ile kodlanmış. aralarında bazıları H.264… Favori filmlerim ise 720p ve/veya matruşka formatında…

Hal böyle olunca elimde aynı filmlerden 3-5 farklı kopya olduğu oluyor. Bir de bazı filmler var ki Türkçe dublajlı olarak arşivde yer alıyor. Özellikle çizgi animasyon filmlerin orijinal dillerinin dışında Türkçelerini de elimde tutuyorum.

İzlediğim filmleri ya da dizileri arşivimde tutmak hoşuma gidiyor. Aklıma bir filmden bir sahne geldiği zaman ya da soundtrack’in bir yeri dilime dolandığında anında ilgili sahneyi açıp bakabiliyorum. YouTube’da aramakta bir çözüm ama bunun yerine arşivden bulmak çok daha hızlı ve etkili oluyor.

Ancak bu dev arşiv gün gelecek ve bence hiçbir işe yaramayacak.

Çünkü şu anda bile cep telefonlarının hafıza kartları en az 1 GB kapasiteden başlıyor. Meraklı kullanıcılar telefon alır almaz bu kapasiteyi daha da artırıyorlar. Otomatik olarak filmleri de “cep”ten izliyorlar.

İlerleyen yıllarda bu tür film arşivlemek demode olacak. Çünkü online olarak eski, yeni tüm filmlere erişebileceğimizi düşünüyorum. Şu anda YouTube’da 10 dakikalık bir video klip yaklaşık 35 MB kapasiteye sahip. 1 Mbit’lik bağlantı ile hiçbir takılma olmadan rahatlıkla bu film izlenebiliyor.

Artan ve artacak olan internet bağlantı hızları otomatik olarak video sitelerini de etkileyecek. Nasıl ki bundan 10 sene önce çevirmeli ağ ile internetten  video izlemek zor bir ihtimal gibi görünüyordu, belki de bundan 10 yıl sonra çok daha hızlı bir bağlantı ile YouTube videolarını değil Hollywood filmlerini internet üzerinde sıkıntısız bir şekilde izliyor olacağız.

Bu zamana gelince benim depolama diskim, bozulmazsa ya da çökmezse otomatik olarak yalan olacak. Belki de bütün bu arşivimdeki filmleri bilgisayarımdan değil cep telefonumdan izleyeceğim. Neler olacak hep beraber bekleyip göreceğiz.

Eski dostlar bir arada

Macworld Mayıs 2007“Kalbim vurulmuş mudur? / Çarpıp durmuş mudur?” diyor Nil Karaibrahimgil “Bu Mudur” isimli şarkısında…

Biz eski Mac’çiler de kullandığımız bilgisayara her zaman bir aşk duymuşuzdur. Onu her görüşümüzde kalbimiz bir farklı çarpmaya başlıyor. Şimdi gerçek bir Mac aşkının nasıl olduğunu dergi ekibiyle birlikte yaşadığımız şu olaydan aktarmak istiyorum:

Bir derginin satış gelirinin yanında bir de reklam gelirleri vardır. Reklamdan sorumlu arkadaşlar dergiye reklam alırlar ve bu reklamlar dergiyle, konuyla ilgili olur genellikle. Sektör dışından çok fazla reklamlar dergilerde yer almaz. Bundan 3-5 sene önce reklamcı arkadaşlar Mac ürünlerinin yanında PC ürünleri de satan bir firmadan dergiye reklam almışlar. Bu gayet normal bir durum. O firma, istediğini satmakta ve istediği ürününün reklamı yapmakta serbest. Firma reklam çalışmasında PC’ye ait ürünlerini biraz daha fazla kullanmış. Kullanmış diyorum çünkü biz bu durumun farkına dergi basıldıktan birkaç gün sonra varabildik.

Okumaya devam et Eski dostlar bir arada

Rahatlık bu olsa gerek

PC kullanmak ayrı bir sanat. Hele ki bir PC’de oyun oynamak ayrı bir olaydır. Asıl amaçları oyun oynamak olmadığından, her işi görsün mantığı ile satın alındığı için, PC’lerde oyun oynamak bazen tam bir işkence haline gelebilir. Oyun aşkıyla yanıp tutuşan tipik bir PC kullanıcısının durumunu adım adım özetleyelim: Bir oyunu beğenir, gider alırsınız. Heyecanla eve gelir, oyunu yüklemek için bilgisayarı açarsınız ve heyecan son noktadayken oyunu bilgisayara yüklersiniz. İşte o sihirli çift tıklama anı geldi. Oyunu çalıştırdığınızda ise karşınızda bir uyarı. Falan filan yetmediğinden oyun çalışmıyor. Önce bir kafayı duvarlara vurma isteği gelir insanın aklına. Ancak kafa duvara vurmadan da çalıştığı için akla plan B gelir: kesin oyun eksik yüklendi. Oyunu bilgisayardan kalıdırıp yeniden yükleyeyim. Bilgisayar sütten çıkmış ak kaşık ya. Hiç suçu yok. Her şeyi, yapmalı çünkü satın alınırken öyle dendi. Oyunun uninstall sonrası yeniden yükleme girişimleri ve yine aynı hazin son. Sonuç yeterli gelmeyen bilgisayar kapasitesi, grafik kartı gibi paraya ihtiyaç duyan donanım ürünlerini satın alma ihtiyaçlarının doğması.

Okumaya devam et Rahatlık bu olsa gerek