Bir haftada Photoshop öğrenin

Photoshop programı artık bir marka olmuş durumda. Resim düzenleme işleminin ismi “Photoshoplamak” olarak anılıyor. Etrafta siz de bu sözü çok duyuyor ve bir türlü öğrenemedim şu mereti diyorsanız bu adreste bu işi çok güzel anlatmışlar. Örneklerin yanınd videolu anlatımlar da öğrenmeyi kolaylaştıracaktır.

iPod kutusunu ya Microsoft tasarlasaydı

Apple ürünlerinde tasarımını konuşturduğu gibi ürünlerini içine koyduğu kutularda da bu yeteneğini konuşturuyor. İşte iPod kutusunun geldiği son hal…

Gelişen online uygulamalar

PC World Temmuz 2008Geniş bant internet ile birlikte bağlantı ve yükleme hızları arttıkça, şımarık çocuklar gibi hepten arsız oluyoruz. Daha hızlı internet, internette geçen daha fazla vakit anlamına da geliyor. Çevirmeli ağ internet kullanırken, bir MP3 dosyasını 3-5 saate indirebilirken şimdi albüm ya da diskografiler daha çok tercih ediliyor. Varsa bu albümle ilgili konser görüntüleri de arşivlere aktarılıyor. Bu eserler içerisinden kaç şarkı dinlendiği ise belli değil.

Yüzlerce dosya indirip aradan bir şarkıyı dinlemek yerine musicovery.com gibi hizmetleri daha çok tercih ediyorum. O anki keyfime göre istediğim türde müzikleri dinleyebiliyorum. Video tarafında da artık komik videoları hiçbir şekilde arşivlemiyorum. İnternetten istediğimi istediğim zaman nasılsa izlerim diyorum. Nasılsa video paylaşım siteleri var. (Şimdi farkettim ki YouTube’a erişim engellendikten sonra pek fazla bu tür videolar izlemiyormuşum. Başka sitelerinde popüler olması artık şart…)

Sadece multimedya olayında değil, yazılım tarafında da iş online’a kayıyor. Bu türlü online uygulamalar akıllara ilk önce Google’ı getiriyor. Google Docs, Microsoft Office alternatifi… Word’ün, Excel’in benzerlerini Internet Explorer ya da Firefox üzerinden rahatlıkla kullanabilme imkanı sunuyor. Elinizdeki Word, Excel dosyaları da bu siteler üzerinde sorunsuzca görüntülenebiliyor ve siz silene kadar sunucuda kalabiliyor. Tabii tüm bunları kullanabilmek için internete bağlı olmanız gerekiyor.

Google Reader ise muhteşem bir RSS takip sistemi… Ancak yine internete bağlıysanız. Eğer bulunduğunuz yerde internet yoksa ve babanız da GSM şirketi sahibi değilse durumunuz vahim. İnternet bağlantınız olmadığı için daha önce yayınlanmış bir yazıya erişmeniz çok mümkün olmayacaktır.

Örnekleri çoğaltmak mümkün, çünkü internet uygulamaları çok daha yaygınlaşmaya başladı. Mesela Photoshop Express ki ilerleyen sayfalarda detaylarını okuyabilirsiniz. Hiçbir şekilde Photoshop’u aratmıyor; ama tabii ki internet bağlantınız varsa ve yeterliyse…

Yazılımları bu şekilde kullanmak güzel. Çünkü çoğu hizmet ücretsiz olarak sunuluyor. Örneğin bir Word belgesini PDF yapmak istediğinizde gerekli araçlar için birkaç yüz doları gözden çıkarmak gerekiyor. Ancak online çeviriciler ile bu işi dakikalar içerisinde halledebiliyorsunuz; hem de 5 kuruş harcamadan…

Tabii yine internet bağlantınız varsa…

Çinliler nasıl çarpım yapar?

Video izleyeceğinizi bir Çinli mi yapmış bilmiyorum ama yöntem oldukça ilginç. Biraz pratik yapmak gerekebilir, baştan söyleyeyim.

İsmin seni ele vermesin

PC World Mart 2008Rumuz; televizyonda gördüğümüz “ismini vermek istemeyen izleyici” ifadesinin biraz daha farklı bir halidir. Gerçek isim yerine bu takma ad kullanılır. IRC ile sohbet ettiğimiz dönemlerde herkesin bir nickname’i (rumuzu) vardı ve birbirimizi bu şekilde tanırdık. Gerçek isimler, sohbet koyulaşınca, muhabbet kıvamına gelince söylenirdi. Kişinin gerçek ismini bilirdik ama yine ona nickname’i ile hitap ederdik.

Ancak günümüze geldiğimizde bu nickname’lerin unutulduğunu göze çarpıyor. Zamanın popüler mesajlaşma sistemi MSN’de nickname kullanan kimse hemen hemen yok gibi… MSN listemdeki kişilere bakıyorum herkesin kendi ismi yazıyor. Doğrudan isim hatta hatta “isim soyismini” birlikte  yazanlar çoğunlukta…

Nickname yerine kendi ismini kullanma sadece MSN’de geçerli değil. Kişi bir internet sitesine üye olurken yine kendi ismini daha  fenası “isim soyisim” kullanmayı tercih ediyor. Ancak bu durum ne kadar doğru? Çünkü bu isminiz sizi ele veriyor. Dergimizi takip edenler hatırlayacaklardır. İnternet sitelerine kendi ismini kullanarak üye olmuş birisi hakkında birçok bilgiye küçük bir arama ile erişebileceğini daha önceleri yazmıştık. Örneğin iş görüşmesi öncesinde sizin hakkınızda küçük bir arama yaparak nasıl bir insan olduğunuzu, ilgi alanlarınızın ne olduğu hakkında bilgiler kolayca öğrenilebilir.

Hatır gönül ilişkisinden dolayı sizi sürekli arayarak yeni aldığı bilgisayarı hakkında teknik servis hizmeti alan bir tanıdığınızın bir donanım sitesine de aynı soruları yönelttiğini görmek çok hoş olmayabilir tabii. “Madem oraya soracaktın, ne diye beni meşgul ettin o zaman” diyebilirsiniz.

Ya da bir arkadaşınızın dayısının bir video sitesindeki profil sayfasındaki favori videolarının ağırlıklı olarak “Russian Girls” ile başlaması onun nasıl bir fanteziye sahip olduğunu açıklayacaktır. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak bu kişiler sitelere üye olurken kendi isimleri yerine bir herhangi bir nickname kullanmış olsalardı sanal birer kimse olarak kalmaya devam edecekti. Böylece hiçkimse kendisini ele vermeyecek ve siz de o kişileri forum sitelerinde “dostum caps’ler kurbağa olmuş”, “4. part’ı yeniden yükler misin?” derken görmeyecektiniz.

Orijinal olsun, benim olsun

PC World Aralık 2007Geçen ayın ortalarında bizleri heyecanlandıran bir olay gündeme düştü. Bizim site de dahil olmak üzere birçok yerde haberlerini, resimlerini, videolarını görmüşsünüzdür. Crysis’ten bahsediyorum. Almanya’da yaşayan Türk kardeşlerin bir ürünü olan Crysis isimli oyun görenleri kendisine hayran bırakıyor.

Hemen hemen 1 yıl öncesinden oyunla ilgili görüntüler, nasıl birşey olacağı belliydi. Oyun satışa çıkması beraberinde bir de sürpriz getirdi. Oyun aynı zamanda Türkçe arabirime de sahip olacaktı. Ama asıl büyük sürpriz oyun karakterlerinin Türkçe konuşmasıydı.

Oyunlarla aram pek iyi değildir ama PES’in bir sürümüne ofisteki çocuklar Türkçe seslendirme eklentisi yüklemişlerdi. Helal olsun adamlara demiştim. Oldukça başarılıydı. Sanki Lig TV’de maç izliyormuşsun gibiydi. Hatta seslendirme eklentisini hazırlayanlar olayı iyice abartmışlar bir de Lig TV logosunu koymuşlardı ekranın sol üst köşesine.

Crysis tanıtım toplantısına katılamadım. Bizden Taner toplantıyı izledi ve ofise geldiğinde akşama kadar Crysis’I anlatmaktan bıkmadı. Sonuçlarını bizim siteden zaten görmüşsünüzdür.

Tanıtım toplantısından sonra Crysis’ı de denememiz için göndermişler sağolsunlar. Bizim Levent’in testlerini gerçekleştirirken kullandığı canavar PC’lerden birisine oyunu yükledik.

Oyun çalıştıktan sonra görüntü ile ilgili bir iki ince ayar sonrası oyun açıldı. O da ne? Hollywood yapımı animasyon filmleri ile gerçek dünya arası bir görüntü vardı ve Türkçe olarak birbirlerine direktif veriyorlardı. Bu nasıl birşeydi. Karşımda bir oyun değil de sanki bir film vardı. Çoğu oyundaki sinematik görüntüler pek izlenmez. Ancak burada durum farklıydı. Sanki sadece o görüntüler izlenir oldu ofis halkı için. Seslendirmeler muhteşemdi. Hiçbir abartı yok ve herşey yerli yerindeydi. Emeği geçenlerin ellerine sağlık…

Oyun hakkında millet ne düşünüyor diye çeşitli forum sitelerinde gezinmeye başladım. Hala 50 YTL’lik oyunun kopyası çıkar mı, crack’i var mı muhabbetlerini gördüm ve açıkcası üzüldüm. Yapmayın arkadaşlar; eğri oturun doğru konuşun: bugüne kadar oyunların pahalı olmasından yakındınız durdunuz. Bari arşivinizde bir adet orijinal oyun -hatta orijinal herhangi bilgisayar ürünü- olsun.

Huylu huyundan vazgeçmez derler ama gelin siz bu oyunu orijinal olarak oynayın, oynatın. Bu tür oyunların devamı için bu olay şart.

Alternatifleri de unutmayın

Geçen ayın en bomba olayı; bir vatan millet sorunu gibi haberlere konu olan, birçok internet sitesinde yer alan forumların trafiğine ekstradan trafik katan video paylaşım sitesi YouTube’a ülkemizden erişimin yasaklanmasıydı. Hangi sebepten dolayı erişimin engellendiği herkes tarafından biliniyor. Bir yabancının Atatürk’e yaptığı bu çirkin davranışları biz de kınıyoruz. Ancak söylemek istediğim şey bu değil. YouTube’a erişim engellenince sanki yer yerinden oynadı. Birçok gazetenin internet sitesi olayı uzunca bir süre manşetlerinde tuttular. İşin komik tarafı; kapatılma olayı sonrasında yaşananlar… Bu video paylaşım sitesindeki videoları kendi sitesinde yayınlayarak prim yapan birçok site videolara erişimin mümkün olmadığını büyük bir pişkinlikle site ziyaretçilerine duyurdular. Kendileri, bu videoları yayınladıkları sayfalara türlü türü reklam almasını biliyorlar.

Ayrıca videoyu izleme sırasında sayfadaki reklamların görünme sayılarını artırmak için sayfayı otomatik olarak yenilemeyi akıl ediyorlar, ancak videoları kendi sunucularından çalıştırmayı bir türlü yapamıyorlar. Neden? Çünkü bu türlü bir video paylaşım sistemi kurmak oldukça pahalı da ondan. Ya da onlar o şekilde biliyorlar. Az biraz Flash bilen birisi çok değil 2-3 saat Google’dan “tutorial” araması yaparak kendine ait bir video paylaşım sitesini pekala kurabilir. Sonrasında sitenin trafiğine göre barındırma hizmeti aldığın yeri ona göre değiştirirsin. Bu iş bu kadar basit. Başkasının videolarını ya da içeriğini alıp kendi içeriğine katkı sağlamak için kullanmak oldukça ilginç bir durum. Orijinal site bir şekilde kapanınca vay anam vay feryatları…

YouTube’a erişimin engellenmesi birçok insanda da sıkıntı yarattı. Ofislerinde boş vakitlerinde (!) buradaki videoları izleyerek vakit geçiren yurdum insanı boş vakitlerinde de yapacak başka bir şey bulamadı bir türlü. Halbuki alternatifi o kadar çok ki… Dünya üzerinde video paylaşımı yapan siteleri sıralamaya kalksam bu tek sayfa dolar arka sayfalara kadar liste uzar gider. YouTube bu kadar popüler değilken biz değil miydik MetaCafe’den video izleyen. Neden kimse buralara yönelmedi. Çünkü unuttu. Aslında aynı videolar ya da birçoğu bu sitelerde de yer alıyor. Hatta Türkçe sitelerde de durum böyle. Video paylaşım sitelerinden kendi bilgisayarına kaydettiği herhangi birisinin yolladığı videoyu kendi ürünüymüş gibi başka sitelere yükleyerek prim yapanlar o kadar çok ki… Sonuç; “copy, paste” ile bilgi kirliliği gibi video kirliliği ortada kol geziyor.

YouTube yerine alternatiflere yönelmemeyi arama motoru olarak sürekli Google’ı kullanmaya benzetebiliriz. Bu türlü alışkanlık aslında “bilgiye ulaşma” anlamında yanlış bir yol. Eğer bir konu hakkında ciddi bir araştırma yapıyorsanız diğer alternatifleri de mutlaka değerlendirmeli, denemelisiniz. Uluslararası sitelerde yöneticilik yapan arkadaşlarımdan edindiğim bilgiye göre sitelerinin istatistiklerinde; arama motorundan gelen sonuçlarında; evet, Google birinciydi, ancak diğer arama motorlarının (Yahoo, Lycos gibi…) sonuçları hiç de yabana atılacak gibi değil. Arama motoru tutarlılığı için alternatiflere de mutlaka göz atmak gerekiyor.

Arama motoru, video paylaşımı değil, eş zamanlı sohbet programları web tarayıcı, ofis uygulamaları, resim gösterici gibi uygulamalarda da alışkanlıkları bozup alternatiflere bir göz atmak faydalıdır.

Bu ay sizlere hemen hemen herkesin en büyük sorunu haline gelen spam konusuyla nasıl baş etmeniz gerektiğinin çözüm yollarını anlatıyoruz.  Daron, spam’cilerin kabusları olan engelleme yollarını ve spam’cilerin nasıl çalıştığını çok fazla teknik detaya girmeden kaleme aldı. Anlatılan yöntemleri uygulayarak siz de bu sorundan tam olarak kurtulamasanız da bir spam postayı engelleyerek temiz bir inbox’a giden yolda etkili bir adım atmış olursunuz.

Levent bu ay çok gezdi. Ofis işlerinden çok dış görev diye tanımladığımız bir konu için bilgisayar mağazalarını bir ajan gibi editör kimliğini saklayarak gezdi. Normal bir vatandaş gibi önceden belirlenen soruları ve konuları bu mağazalarda çalışan personele yöneltti ve bir ortalama saptadı. “Bilgisayar Mağazalarının Yarışı”nı ilerleyen sayfalarda keyifle okuyacaksınız.

Pamir ise ayın en karizmatik ismiydi. Göbeği üzerinde durabilen notebook’ları test etmek bu ayki asil göreviydi. 12 inç ekrana sahip bir dizüstü sizin de hayalinizse bu testimiz ilginizi çekecektir.

İnternet üzerinde birçok sitenin alternatifi varken elinizde tuttuğunuz bu derginin inanın bir başka alternatifi yok. İnternet siteleri için bu alternatifleri iyi değerlendireceğinizi umuyoruz.

O kadar şanslıyız ki; teşekkürler Apple

Bilgisayarlarını sadece iş için kullanan Mac kullanıcılarına bir iki haber vermek istiyorum. İşlerinden başını kaldıramayacak olan Mac tutkunlarını, bilgisayar dünyasında neler olduğu konusunda bilgilendirmek bizim asli görevlerimiz arasında yer alıyor. Bir Mac’e sahip olan ya da Mac’e meraklı olan kullanıcılar zaten gelişmeleri ve yenilikleri dergimiz aracılığıyla takip ediyorlar. Bilgisayar dünyasının ya da PC dünyasının gündeminde şu sıralar yeni bir işletim sisteminden söz ediyor. Microsoft’un uzun zamandır üzerinde çalıştığı ve milyarlarca dolara mal olan bu işletim sisteminin meraklısı olduğu kadar uzak duran kullanıcıları da yok değil.

IT sektörünün önde gelen birçok ismi bu yeni işletim sistemi ile ilgili ilk görüşlerini uzun zamandır bildiriyorlar. Gelinen noktada bilgisayar dünyası ikiye bölünmüş durumda. Bir taraf “Vista’ya hemen geçin” derken diğer kesim ise; “oturmuş bir sistem var (XP), biraz bekle ondan sonra terfi et” diyor.

Okumaya devam et O kadar şanslıyız ki; teşekkürler Apple

Oyun oynayamıyor musunuz?

Bu dergiyi şu anda elinizde tuttuğunuza göre; büyük bir ihtimalle bir bilgisayar sahibisinizdir. Ya da yeni bir bilgisayar sahibi adayı da olabilirsiniz. Hangi durumda olursanız olun, sahip olduğunuz ya da sahip olacağınız bilgisayarda büyük bir ihtimalle oyun da oynayacaksınız. Ancak genelde bilgisayar alınırken o zamanın teknolojisi ya da o zamanki bütçeye göre yatırım yapıldığı için bazı donanım bileşenlerinden ödün verilebiliyor. Hal böyle olunca ilerleyen zamana ve gelişen teknolojiye ayak uydurmakta genellikle zorlanıldığı tecrübelerimizle sabit.

Şu anda bilgisayar sahibi ya da bir yenisini almak üzere olan okurlarımıza, grafik kartları konusunda tüm deneyimlerimizi aktararak piyasada yer alan tam 66 adet grafik kartını, PC World Test Merkezinde geçtiğimiz ay misafir ettik. Misafir olanlar sadece grafik kartları değildi tabii ki… Pamir ve Levent de grafik kartlarıyla birlikte Test Merkezimizde kamp kurdular. Kendilerine verdikleri söz (buna inatlaşma da denebilir) neticesinde testi bitirmeden ofisten dışarı çıkmayacaklarını söyleseler de uzun bir zaman aynı evde yaşayan BBG yarışmacıları gibi oldular. Ekibin diğer üyelerinin sabahları getirdikleri poğaça ve simit takviyesi ise testin sonuçlanmasında oldukça büyük bir rol oynadı desek yalan olmaz.

Geceli gündüzlü bu çalışmanın sonuçlarını ilerleyen sayfalarda görebilirsiniz: Bilgisayarınızda grafik kartının sınırlarını sonuna kadar zorlayacak işlerde kullanmak üzere (mesela oyunlar, CAD/CAM uygulamaları ya da video işleme gibi), olmazsa olmaz ve paraya kıyıp alınacak grafik kartını seçmenize yardımcı olacak çok değerli bilgiler bulacaksınız. Testin sonunda yer alan tablo ise kartları birbiriyle karşılaştırmanızda yardımcı olacaktır. Ayrıca bu ayki DVD’miz içerisinde yer alan, editörlerimizin de test aşamasında kullandığı programlardan birisi olan 3D Mark test programını bulabilirsiniz. Bu yazılımı kullanarak siz de kendi grafik kartınızı test edebilir, aldığınız puanı dosya konumuzda yer alan diğer kartlar ile kolayca karşılaştırarak kıyaslayabilirsiniz.

Malum olunduğu üzere bu ayın 14. günü “Sevgililer Günü”. Eğer bir sevgiliniz varsa sorun yok. O güne kadar aranızda bir sorun çıkmaz bir ayrılık yaşanmazsa birlikte mutlu bir gün ya da gece geçirebilirsiniz. Tabii bir de madalyonun diğer tarafı var. Ya bir sevgiliniz yoksa… Derginiz PC World bu durumla daha fazla ilgilenerek neredeyse göbekten bağlı kaldığımız interneti kullanarak bir sevgilinin nasıl edinilebileceği üzerinde durdu. Arkadaşlık siteleri hakkında Kıvanç’ın hazırladığı makaleyi, sadece sevgili değil, bir arkadaş ya da dost arayanların da ilgiyle okuyacağını düşünüyorum.

HDTV’leri bilgisayar marketlerde, beyaz eşya satan mağazalarda mutlaka görüyorsunuzdur. CES 2007’den gelen izlenimlerin de desteklediği ve tahminlere göre bu yıl HDTV’ler geçen yıla göre çok daha revaçta olacak. Biz de HD konusunda kafalardaki soruları silmek için böyle bir dosya konusu hazırladık. HD yayınların yanında HD ses ve bilgisayardan HD yayınların nasıl izleneceğini de bu yazımız içerisinde bulabilirsiniz. Uydular işin içine girince uydudan download konusunu da size bonus bir dosya konusu olarak sunuyoruz. Bir dijital TV kartına sahipseniz neden uydulardan yapılan download’lardan siz de nasiplenmiyorsunuz?

Son olarak Office 2007 ile ilgili inceleme tarzındaki dosya konumuzdan esinlenerek yazdıklarımızı denemek isteyeceğinizi düşünerek bu ayki DVD’miz içerisinde sizlere 60 günlük kullanımın imkanı sağlayan Office 2007 Professional’ı sunuyoruz. Konu hakkında detayları ise Office 2007 dosya konumuz içerisinde bulabilirsiniz.

Büyük günü bekleyen bizler

Oyun dergisinde çalışmanın birçok artısı vardır. Eksisi de vardır ama artılar çok daha fazla ve ben, özellikle bununla ilgileniyorum. Birçok okurumuz ya da eş dost bize; “oyun oynayarak para kazanıyorsunuz” diyorlar. Editör arkadaşlarım bu durumu önceki yazılarında, ofisteki diğer dergilerdeki çalışma arkadaşlarımızın nasıl gözlerle baktığını anlatmışlardı. Genel olarak yapılan iş oyun oynamak olabilir ama bu işin de sıkıntıları yok değil. Sonuçta yaptığımız iş yayıncılık yani dergi hazırlamak olduğu için bazı kurallara uymak zorundayız. Bu durum yapılan işin “profesyonellik” kısmı. Bir de eğlence kısmı var ki sormayın.

Bir kere yaptığımız iş oldukça eğlenceli. Ekip içerisinde neşeli insanlar olduğundan “çıban” gibi duran kimse yok. Herkes işini iyi biliyor ve sizlere en iyi dergiyi hazırlamak için gerekirse sabahlara kadar oyun oynuyor (yanlış anlaşılmasın; işimiz oyun ya, o bakımdan). Tüm bunlardan sonra matbaadan gelen ilk dergiler ofis içerisinde kapış kapış gidiyor. Basılmış olan bu yeni sayı insanı çocuğu olmuş kadar sevindiriyor. İşte bütün herşey bu aşamadan sonra başlıyor.

Okumaya devam et Büyük günü bekleyen bizler