Dünyanın en küçük laptop standı

Evet başlığı yanlış okumadınız. Alüminyumdan yapılma ve katlanabilir bu standı sürekli yanınızda taşımak isteyeceksiniz. İşte tanıtım videosu:

80 dolarlık ürünün detayları ve yurtdışından ürün alabilme şansına sahip olanlar için web adresi: www.aviiq.com

Herkesin bir popisi vardır!

Hayatımdaki yeni bir Apple ürünü daha

Apple sever birisi olarak Mac kullanıyorum ve özel işlerimin çoğunu bu mac işletim sistemi üzerinden gerçekleştiriyorum. Apple her ne kadar ülkemizde “duygusal” olarak yoğun olsa da gönlümü bu cihazlardan bir türlü vazgeçiremiyorum. Elimdeki Apple ürünlerine ek olarak bugün aileye bir yenisi daha katıldı: Apple Wireless Keyboard

Apple Wireless Keyboard

Bilgisayarla haberleşmeyi bluetooth ile sağlayan klavye aslında MacBook Pro bilgisayarımın klayvesi ile aynı düzen ve boyuta sahip. Yalnız bu klavye ile yazmak bana çok daha kolay geldi. Harici klavyelerin en büyük sorunu -özellikle masaüstü bilgisayarlarda kullanılanlar- yüksek tuş yapılarına sahip oldukları için daktilo gibi sonuna kadar sert basmayı gerektirmeleri. Apple Wireless Keyboard aynı dizüstü bilgisayarımdaki klavye gibi…

Ayrıca klavyeyi iPad’imle de eşleştirerek iPad üzerinde de çok daha hızlı yazı yazma imkanına sahip oldum. Ürün ile ilgili detaylı bilgiyi Apple’ın resmi sitesinden ya da Türkçe siteden bilgi edinebilirsiniz.

Hem kulaklık hem stand

iPhone ya da iPod kullanıcıları masaüstünde cihazlarını kullanmak için bir stand kullanırlar. Ancak genelde hepsi aynıdır ve çantada taşımak için çok uygun değildirler. Ancak Amerikalı iAngle firması hem stand olarak kullanılabilecek hem de kulaklığın kablolarının birbirine karışmasını engelleyecek bir ürün çıkarmış. 10 dolardan satılan ürün Amazon.com üzerinden satın alınabilir.

iPhone ile kablosuz senkronizasyon

iPhone (iPod ya da iPad) gibi cihazlara birşeyler yüklemek istediğimizde iTunes’la senkronize etmek gerekiyor. Cihazla beraber gelen şarj kablosunu bilgisayarın USB portuna takarak senkronizasyon işlemini yapıyorsunuz.

Ancak bu süreçte bazı sıkıntılar var. iPad hariç diğer cihazlar senkron işlemi yapılırken aynı zamanda şarj da ediliyor. Eğer siz de benim gibi pil tam bitmeden şarj etmem diyen takıntılı tiplerdenseniz bu işlem canınızı sıkacaktır. Ayrıca bilgisayardan şarj etmenin de çok verimli olmadığını düşünüyorum.

Benim gibi düşünen birileri bu işlem için bir yöntem geliştirmişler. Kablo kullanmadan Wi-Fi üzerinden senkronizasyon işlemi için bir uygulama geliştirmişler. Uygulamayı tanıtmaya başlamadan önce hemen söyleyeyim; bu yöntem sadece jailbreak yapılmış iPhone’larda işe yarıyor. (Jailbreak ile ilgili detaylı bilgiyi iPhoneturkey.biz‘de bulabilirsiniz.)

Jailbreak yapılmış telefondan Cydia uygulamasını çalıştırın ve Search bölümüne geçerek “wi-fi sync” araması yapın. İlgili uygulamayı telefonunuza kurun. Uygulama 10 dolar. Ancak şanlıysanız (farklı cydia repolarına sahipseniz) ücretsiz olanları da bulabilirsiniz.

Daha sonra www.getwifisync.com adresinden kullandığınız işletim sistemi için uygun olan uygulamayı bilgisayarınıza indirin ve kurun. (Şu anda sadece Mac OS X’e destek veriliyor.)

Menü çubuğuna bir küçük iPhone simgesi geliyor. Hem bilgisayar hem de iPhone aynı kablosuz internet ağında ise telefondan “Wi-Fi Sync” uygulamasını çalıştırın. iPhone uygulaması bilgisayarınızı arayacaktır.

Bilgisayarınızı bulduğunda ise senkron işlemini yapmaya hazır duruma gelecektir.

Bilgisayardaki simge yeşile dönecektir. Şimdi iTunes’u açtığınızda iPhone’unuzu menüde göreceksiniz. Şimdi istediğiniz gibi senkron işlemini yapabilirsiniz.

Not 1: Bilgisayarınızdaki programdan “Disable Device Backups” seçeneğini aktif hale getirirseniz senkron işleminin daha hızlı sonuçlandığını göreceksiniz.

Not 2: Mac OS X Snow Leopard kullanıcıları, iPhone’da resimleri kolayca almak için kullandıkları Preview uygulaması maalesef kablosuz senkron uygulaması ile uyumlu değil. Onun için ya iTunes’dan resimlerinizi de senkron edeceksiniz ya da eski yöntem olan kablo ile resimleri almaya devam edeceksiniz.

Korsanların yeni hedefi sosyal ağlar

Kaspersky Lab uzmanları, 2010 yılında siber suçluların saldırılarında ana hedeflerinin sosyal paylaşım ağları olacağına dikkat çekiyor. Uzmanlar ayrıca, web hizmetleri ve mobil telefon kullanıcılarının da saldırılara maruz kalabileceği uyarısında bulunuyor.

Kaspersky Lab, 2010 yılı tehditlerini açıkladı. Siber suçların 2010 yılında nasıl seyredeceğiyle ilgili öngörülerde bulunan Kaspersky Lab uzmanları, 2009 yılında işletim sistemini ele geçirmek için geliştirilen virüs ve kötü niyetli programların öne çıktını belirtirken, 2010 yılında ise saldırıların hedef değiştireceğini öngördü. Kaspersky Lab uzmanları, geçmişte ağırlıklı olarak bireysel kullanıcılar ve web sitelerini hedef alan saldırıların, yeni yılda sosyal paylaşım ağlarına yöneleceğini belirtiyor. Uzmanlar, TDSS ile Virut gibi kötü amaçlı yazılım ve programların hızlı yayılması için kullanılan ağların, 2010 yılında saldırıların ana hedefleri olacağını söylüyor.

Sahte antivirüs yazılımları artık karlı değil
Uzmanlar, modern siber suçluların hem yasallaşmak hem de maddi çıkar sağlamak için trafiği artıracaklarına dikkat çekiyor. DoS saldırıları ve istenmeyen posta gönderimlerini yönlendiren korsan bilgisayar ağlarının önümüzdeki yıl daha gri bir çizgiye doğru yönelecekleri belirtiliyor. Özellikle oyun sitelerinde yaşanan Trojan saldırılarında görülen azalmanın 2010 yılında ise sahte antivirüs yazılımlarda aşağı yönlü bir eğilim izlenmesi bekleniyor. Uzmanlar, sahte antivirüs yazılımların artık eskisi kadar karlı olmadığını ve denetlemelerin gittikçe arttığını da kaydetti.

Web hizmetleri de tehlikede
Kaspersky Lab Küresel Araştırma ve Analiz Takım Direktörü Alex Gostev, kötü amaçlı yazılımların 2010 yılında çok daha karmaşık bir hale bürüneceğini ve antivirüs programlarının zarar görmüş bilgisayarları onarmada ağır kalabileceğini söyledi. Gostev, güvenlik yazılım şirketlerinin ise buna karşı çok daha güçlü koruma çözümleri geliştireceğini ifade etti. Web hizmetlerinin yeni yılda da saldırılara maruz kalacağını ve en çok etkilenecek hizmetin ise Google’ın Wave hizmeti olacağını söyleyen uzmanlar, saldırıların ise şöyle gerçekleşeceğini savundu: Önce istenmeyen posta gönderimi yapılacak. Daha sonra phishing (oltalama) yöntemiyle saldırılar gerçekleşecek. Güvenlik açıklarının tespit edilmesinden sonra ise kötü amaçlı yazılım saldırıları başlayacak.

2010 yılında en çok saldırıya maruz kalması beklenen iPhone ve Android mobil telefon kullanıcılarını uyaran uzmanlar, bu telefonların özellikle siber suçluların odağında olduğu belirtildi. Salgın şeklinde yayılan kötü amaçlı yazılımların artmasındaki en büyük nedenin güvenlik zaafları olduğunu vurgulayan uzmanlar, bu yazılımların piyasaya yeni sürülen işletim sistemi Windows 7 tarafından ortaya çıkarılabileceğini de sözlerine ekledi.

Basın bülteninden derlenmiştir.

iPhone icin RSS okuyucu

iPhone gerek ozellikleriyle gerekse de uygulamalariyla oldukca basarili bir telefon. Icerisinde dahili bir RSS okuyucu olmadigi icin bu isi App Store’dan indirilebilen bir RSS okuyucu ile yapmak gerekiyor. Bu konu ile ilgili bircok uygulama denedim ancak hicbirisi Newsstand kadar basarili degil.

iPhone’undan RSS okuyucu isteyenlere tavsiyemdir.

iPhone’da WordPress

iPhone icin gelistirilen WordPress uygulamasi ile cep telefonundan blog guncellemek cok kolaymis. Etiketleme, kendi kategorilerini secebilme gibi ozellikler oldukca hosmus…

Kullanalim, sevelim…

Dayanamadım, sonunda aldım bir Nespresso makinesi

Kahveye olan düşkünlüğümü ve sevgimi beni tanıyanlar bilir. Şeker ve süt (krema) sevmememden dolayı seçeneklerim yok denecek kadar az. Filtre kahve ya da espresso arasında gidip gelirim. Ofiste ise malum Nescafe…

Nispeten evde daha rahatım çünkü filtre kahve için bir makinem var.

Uzun zamandır da bir espresso makinesi almayı düşünüyordum. Ancak bir türlü marka, model seçemediğim için sonuca bağlayamıyordum durumu… Filtre kahve de yapan ve sütü köpürten buhar çıkışı olanları mı tercih etmeliyim yoksa tek espresso makinesi yeterli miydi? Bir türlü karar veremiyordum. Araştırma yaparken de Nespresso diye bir şey olduğunu keşfettim. Bu cihazın espresso makinesinden farkı, kahve olarak kendisine ait, kapsül adı verilen hazır potları kullanmanız.

Standart bir espresso makinesinde (Starbucks’dakiler de buna dahil) kahveyi bir süzgeçe benzeyen pot ismi verilen bir kaba koyar, kahveyi orada sıkıştırır ve makineye takarak espresso yaparsınız. Nespresso’da ise olay biraz daha farklı. Kullanılan pot’lar kapsül ismi verilen alüminyum kaplarda yer alıyor. Tek kullanımlık bu kapsülleri espresso hazırlamadan önce kendi makinesinde ilgili yere yerleştirip cihazı çalıştırıyorsunuz. 10-20 saniye içerisinde muhteşem kokuya, görüntüye, köpüğe ve tada sahip espresso’nuz hazır. Farklı renklere sahip bu kapsüllerin her biri farklı özelliklere ve tat yoğunluğuna sahip.

Nespresso’yu tercih etmemdeki amaç, her yeni bir fincan expresso’da aynı lezzeti elde edecek olmamdı. Tabii bir de işin temizlik kısmı var ki o da ayrı bir durum. Standart espresso makinelerinde kullanacağınız kahveyi 100-200 gramlık paketlerde alacağınız için bekledikçe haliyle bir bayatlama söz konusu olacaktır. Ancak Nespresso’daki kapsüllerin ağzı hava almayacak şekilde kapalı olduğu için her fincan aynı lezzet garantisini sunuyorlar.

Aşağıdaki video Nespresso makinesinin nasıl çalıştığını göstermede oldukça yardımcı olacaktır.

Türkiye’de kapsüllerin tanesi ortamala 1 TL civarında ve 10’lu paketler halinde satılıyor. Ancak daha önce kullanılan kapsülleri aşağıdaki videoda gösterildiği gibi yeniden kullanmak mümkün. Bu işi denedim ve orijinal kapsül kadar olmasa da idare eder. Elde kalan espresso paketini tüketmek için oldukça güzel bir yöntem. İşin taktiği ise kapsülü yeniden doldururken kahveyi biraz sıkıştırmakta…

İşte benim aldığım makine.. Şimdilik mutfak tezgahının ortasında… 🙂

19062009124

Not: Makineyi MediaMarkt‘tan aldım. Model, Nespresso Essenza C90. Liste fiyatı ile MediaMarkt arasında 100 TL’ye yakın bir fark vardı. Alacaklara  MediaMarkt’a bir uğrasınlar derim.

İstanbul’un güzellikleri – 1

İstanbul… Yaşadığım ve kolay kolay vazgeçemeyeceğim yer. Sıkıntısı, derdi o kadar çok olmasına rağmen insan yine de vazgeçemiyor bu şehirden… Trafiği, havası herşeyi ayrı bir dert…

İstanbul’un bu kadar sorunlu olmasında popüler olmasını önemli bir faktör. İstanbul’un bu kadar popüler olmasında ise güzellikleri ayrı bir önem taşıyor. Her ne kadar İstanbul’lu olarak, bir turist ya da başka şehirden gelen bir iç turist gibi gezemesekte vakit buldukça güzel yerleri görmek şehre olan sevgiyi daha da artırıyor.

Her zaman ismini duymuş ancak bir türlü gitmek kısmet olmamıştı: Emirgan Korusu’ndan bahsediyorum. Geçen hafta sonu brunch niyetiyle koru içindeki Sarı Köşk’e gittik. Oldukça nezih bir ortam. Kahvaltı sonrasında ise koru içerisinde yürüyüş yapmak ayrı bir güzellik. Sarı Köşk’ün yakınında yer alan havuzdaki ördekler ve kaplumbağa ise görülmeye değerdi.

[nggallery id=5]

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin işlettiği bu yer hakkında detaylı bilgi almak ve ulaşım bilgilerini görmek için Beltur‘un sitesine göz atabilirsiniz.